Yeni Dünya
Düzeni-Avrupa ve Yükselen Milliyetçilik
Kartların yeniden dağıtıldığı, ideolojilerin tekrardan yapılandığı sancılı
dönemin içine resmi olarak girmiş bulunmaktayız. Yeni ideoloji dediğimiz
aslında geçmişte dünyayı baştan revize eden ve çok uluslu devletleri yıkan “Milliyetçilik”
akımı olmuştur. 1789 yılında Fransız Devrimi ile başlayan bu süreç Fransa’ nın mutlak
monarşisini bitirip yerine cumhuriyet yönetimini getirmiştir. 1789 yılında yaşanan
bu büyük ideolojik değişim zamanla bütün Avrupa’yı etkisini almaya
başlamış ve Avrupa’da çok uluslu devletlerin yıkılmasıyla yeni devletler ortaya
çıkmasına sebep olmuştur.
İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılmasından sonra İngiltere’ siz ilk
Avrupa Parlamentosu seçimleri 2024 / 6 ile 9 Haziran tarihleri arasında
gerçekleşmişti. Sonuçların Avrupa’da aşırı sağın yükseliş gösterdiği ve bu
yükselmenin küresel anlamda da bir sıkıntıyı da yanında getireceği aşikâr. Büyük
savaşlar hep Avrupa’da başlamış daha sonra bu savaşlar küresel boyutlara
ulaşmıştır. 1. Dünya savaşı ve 2. Dünya savaşı Avrupa merkezli olmuştur.
Başlaması ya da başladığı iddia edilen 3. Dünya savaşı da yine Avrupalı
devletlerin kışkırtmaları ile olacaktır. Bunun en güzel örneği Ukrayna-Rusya
savaşıdır. Rusya, Avrupa için hep bir tehdit oluşturmuştur. 1. Dünya savaşında
kendi bloğunda yer alsa da gerekli desteği Rusya’ya sağlayamayıp Bolşevik
ihtilali ile Rusya da rejim değişmiş ve Rusya savaştan çekilmiştir. Rejim
değişikliği ile birlikte Rusya’ nın batı ekseninden ayrılıp, yeni bir siyasi ve
politik düzene geçtiği görülmüştür (Sosyalizm). 1. Dünya savaşında müttefik
olduğu batıyla 2. Dünya savaşından sonra soğuk savaş dönemine girecek ve
zamanla yerini sıcak çatışmaya bırakacaktı.
21. yy. ile birlikte milliyetçilik akımı siyasi olarak zayıflasa bile
zihin olarak her milletin içinde varoluşunu sürdürmektedir. Özellikle son 10
yıl üzerinde değerlendirme yaparsak milliyetçiliğin tekrardan siyasi olarak
politikaya işlediğini görebiliyoruz. 1789 yılında Fransız Devrimi ile kendini
ortaya çıkaran bu akım 2024 yılında tekrardan Fransa üzerinden karşımıza
çıkmakta. Fransa’ da başlayan bu milliyetçi söylemleri hayra yormak çok büyük
hata olur. Bazı akılların Milliyetçiliği Fransa üzerinden ortaya çıkarmasının
da bir sebebi var. Geçmişi hatırlatıp belki de küresel anlamda mesaj verilmek
isteniyordu. Fransa’da 30 Haziran seçimlerinde ilk turda Le PEN’in sağ partisi
Ulusal Birlik (Rassemblement National, RN) ilk sırada yer aldı. Bu beklenmedik
olaya karşı Macron erken seçim kararı aldı. Diğer Avrupa devletlerindeki seçimlere
karşı Fransa’da ki bu seçim büyük yankı uyandırdı. Ama Fransa halkı ikinci
turda aşırı sağ partisi RN ye bu fırsatı vermedi. Fransa Milliyetçi bir toplum
olarak görünse de mevcut siyasi ortam Le PEN partisi RN için uygun değildi. Bunu
en güzel örneklerinden bir tanesi, Fransa’nın Afrika üzerinde ki etkisinin
azalması. Olası bir aşırı sağ siyaset ile Afrika sömürgesinde olan ülkeler, milliyetçi
söylemleri bahane ederek Fransa’nın Afrika’daki etkisini tamamen kırabilirlerdi.
Fransa’nın haksız olarak beslendiği Afrika’dan çıkması demek Fransa’yı gıdasız,
parasız ve hammaddesiz bırakmak demekti. Fakat mevcut düzenin kaybedileceği
hissedildiği an 2027 Cumhurbaşkanlığı seçiminde belki de uygun siyasi ortam
sağlanarak Fransa’nın aşırı sağ partisi RN yi iktidar olarak görmemiz sürpriz
olmayacaktır.
İngiltere'ye baktığımızda aşırı sağcı gösteriler İngiliz Hükümetini de
zora sokmuş durumda. Avrupa’ da aşırı sağın yükselişi İngiltere’ de ki
seçimlerle işçi partisine bıraktı. İşçi partisinin kazanması sonra aşırı
sağcılar İngiltere’de Southport kasabasında gerçekleşen bıçaklı saldırısında üç
kız çocuğun hayatını kaybetmesi sonucu, saldırganın “İslamcı bir göçmen
olduğu" söylentisi ile harekete geçti. Sağcı gruplar polisle çatıştı ve
ülke geneline sıçrayan eylemler işçi partisi hükümetini zora soktu. Avrupa’ da
baş gösteren milliyetçiliği İngiltere üzerinde de görülmek isteniyordu. Bunun farkında
olan çiçeği burnunda İngiliz hükümeti, eylemcileri en sert şekilde
cezalandırılacağını, hatta sözüm ona her zaman basın özgürlüğü, ifade
özgürlüğüne savunan İngiltere, insanların sosyal medya üzerinden ifade
ettikleri düşüncelerini kısıtlamaya gideceklerini söyledi. Bir akıl İngiltere’yi
milliyetçi görmek isterken diğer bir akıl İngiltere Avrupa ülkesi değil kendi
varlığı olan bir devlettir diyor. Bu sancıları kendi içinde çözemeyen Avrupalı
devletler, ki bana kalırsa İngiltere Avrupa devletidir. Kendisini ne kadar da
Brexit sonrası Avrupa devleti olarak görmese de Avrupa’da başlayan aşırı
milliyetçilik hastalığı İngiltere’ye de bulaşacaktır.
Almanya’ da gerçekleşen eyalet seçimlerinde Thüringen ve Saksonya
bölgelerinde seçim sonucu aşırı sağcı olan Almanya için Alternatif Partisinin
(AfD) Thüringen’ de 1., Saksonya’ da 2.
oldu. Diğer Avrupa devletlerinin de yakından takip ettiği Almanya eyalet
seçimlerinde bu sonuçlar Almanya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa aşırı
sağcı bir partinin birinci olmasıyla sonuçlandı. Yükselen milliyetçilik Fransa,
Almanya ve İngiltere’den ibaret değil tabi ki de. İspanya, İtalya, Hırvatistan,
Finlandiya, Macaristan, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerde de yükselen ve seçimi
kazanan aşırı sağcılar Avrupa’da milliyetçiliğin gün geçtikçe yükseldiğini
göstermekte. Aşırı sağın yükselmesinde göçmen politikaları ve ekonomik sorunlar
ana neden olarak görülüyor. Avrupa halkında milliyetçiliği yükseltmek isteyen
bazı akıllar halkı galeyana getirmek için bu sorunları yeterli görüyor. Avrupa
devletlerinde Parlamento da varlığını gösteremeyen aşırı sağcılar için İngiltere’de
yaşanan kitlesel hareketleri bu süreçte diğer Avrupa devletlerinde de görebiliriz.
Batı küresel çapta etkinliğini kaybetmeye başladığını fark edince
tekrardan milliyetçilik söylemlerine döndü. Bu bir kuraldır aslında. Her devlet
etkinliğinin azaldığını düşündüğü zaman hemen halka milliyetçiliği aşılar ve
insanların içindeki milli değerleri ortaya çıkarır. Özellikle bu zamanda
Avrupa’nın buna ihtiyacı var. Çünkü doğudan gelen büyük bir Rus tehdidi var.
Ukrayna’ yı tampon bölge olarak kullanmak istediler ama Ukrayna savaşın ilk
başlarındaki gibi Rus ordusunun karşısında dirayet gösterememekte. Ukrayna’ nın
NATO üyesi olmaması sebebiyle Rusya’ ya karşı istediği mücadeleyi de
verememekteler. Büyük ihtimalle ikinci tampon bölge olarak Polonya’ yı sahaya
sürecekler. Polonya NATO üyesi olduğu için sahada daha rahat hareket edilecek
ve olası bir taciz durumunda Rusya’ya karşı müdahaleyi meşrulaştıracaklardır.
Avrupa milliyetçiliği, siyasal birliğini sağladıktan sonra istenilen
milliyetçi Avrupa projesi gerçekleşmiş olacak ve doğu bloğuna karşı komutanı
ABD olan milliyetçi bir Avrupa ordusunu sahada görmemiz çokta uzak olmayacaktır.
Yüreğine sağlık başarıların daim olsun.
YanıtlaSil