Translate

Yazılar

21 Eylül 2024 Cumartesi

 



Yeni Dünya Düzeni-Avrupa ve Yükselen Milliyetçilik

Kartların yeniden dağıtıldığı, ideolojilerin tekrardan yapılandığı sancılı dönemin içine resmi olarak girmiş bulunmaktayız. Yeni ideoloji dediğimiz aslında geçmişte dünyayı baştan revize eden ve çok uluslu devletleri yıkan “Milliyetçilik” akımı olmuştur. 1789 yılında Fransız Devrimi ile başlayan bu süreç Fransa’ nın mutlak monarşisini bitirip yerine cumhuriyet yönetimini getirmiştir. 1789 yılında yaşanan bu büyük ideolojik değişim zamanla bütün Avrupa’yı etkisini almaya başlamış ve Avrupa’da çok uluslu devletlerin yıkılmasıyla yeni devletler ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılmasından sonra İngiltere’ siz ilk Avrupa Parlamentosu seçimleri 2024 / 6 ile 9 Haziran tarihleri arasında gerçekleşmişti. Sonuçların Avrupa’da aşırı sağın yükseliş gösterdiği ve bu yükselmenin küresel anlamda da bir sıkıntıyı da yanında getireceği aşikâr. Büyük savaşlar hep Avrupa’da başlamış daha sonra bu savaşlar küresel boyutlara ulaşmıştır. 1. Dünya savaşı ve 2. Dünya savaşı Avrupa merkezli olmuştur. Başlaması ya da başladığı iddia edilen 3. Dünya savaşı da yine Avrupalı devletlerin kışkırtmaları ile olacaktır. Bunun en güzel örneği Ukrayna-Rusya savaşıdır. Rusya, Avrupa için hep bir tehdit oluşturmuştur. 1. Dünya savaşında kendi bloğunda yer alsa da gerekli desteği Rusya’ya sağlayamayıp Bolşevik ihtilali ile Rusya da rejim değişmiş ve Rusya savaştan çekilmiştir. Rejim değişikliği ile birlikte Rusya’ nın batı ekseninden ayrılıp, yeni bir siyasi ve politik düzene geçtiği görülmüştür (Sosyalizm). 1. Dünya savaşında müttefik olduğu batıyla 2. Dünya savaşından sonra soğuk savaş dönemine girecek ve zamanla yerini sıcak çatışmaya bırakacaktı.

21. yy. ile birlikte milliyetçilik akımı siyasi olarak zayıflasa bile zihin olarak her milletin içinde varoluşunu sürdürmektedir. Özellikle son 10 yıl üzerinde değerlendirme yaparsak milliyetçiliğin tekrardan siyasi olarak politikaya işlediğini görebiliyoruz. 1789 yılında Fransız Devrimi ile kendini ortaya çıkaran bu akım 2024 yılında tekrardan Fransa üzerinden karşımıza çıkmakta. Fransa’ da başlayan bu milliyetçi söylemleri hayra yormak çok büyük hata olur. Bazı akılların Milliyetçiliği Fransa üzerinden ortaya çıkarmasının da bir sebebi var. Geçmişi hatırlatıp belki de küresel anlamda mesaj verilmek isteniyordu. Fransa’da 30 Haziran seçimlerinde ilk turda Le PEN’in sağ partisi Ulusal Birlik (Rassemblement National, RN) ilk sırada yer aldı. Bu beklenmedik olaya karşı Macron erken seçim kararı aldı. Diğer Avrupa devletlerindeki seçimlere karşı Fransa’da ki bu seçim büyük yankı uyandırdı. Ama Fransa halkı ikinci turda aşırı sağ partisi RN ye bu fırsatı vermedi. Fransa Milliyetçi bir toplum olarak görünse de mevcut siyasi ortam Le PEN partisi RN için uygun değildi. Bunu en güzel örneklerinden bir tanesi, Fransa’nın Afrika üzerinde ki etkisinin azalması. Olası bir aşırı sağ siyaset ile Afrika sömürgesinde olan ülkeler, milliyetçi söylemleri bahane ederek Fransa’nın Afrika’daki etkisini tamamen kırabilirlerdi. Fransa’nın haksız olarak beslendiği Afrika’dan çıkması demek Fransa’yı gıdasız, parasız ve hammaddesiz bırakmak demekti. Fakat mevcut düzenin kaybedileceği hissedildiği an 2027 Cumhurbaşkanlığı seçiminde belki de uygun siyasi ortam sağlanarak Fransa’nın aşırı sağ partisi RN yi iktidar olarak görmemiz sürpriz olmayacaktır.

İngiltere'ye baktığımızda aşırı sağcı gösteriler İngiliz Hükümetini de zora sokmuş durumda. Avrupa’ da aşırı sağın yükselişi İngiltere’ de ki seçimlerle işçi partisine bıraktı. İşçi partisinin kazanması sonra aşırı sağcılar İngiltere’de Southport kasabasında gerçekleşen bıçaklı saldırısında üç kız çocuğun hayatını kaybetmesi sonucu, saldırganın “İslamcı bir göçmen olduğu" söylentisi ile harekete geçti. Sağcı gruplar polisle çatıştı ve ülke geneline sıçrayan eylemler işçi partisi hükümetini zora soktu. Avrupa’ da baş gösteren milliyetçiliği İngiltere üzerinde de görülmek isteniyordu. Bunun farkında olan çiçeği burnunda İngiliz hükümeti, eylemcileri en sert şekilde cezalandırılacağını, hatta sözüm ona her zaman basın özgürlüğü, ifade özgürlüğüne savunan İngiltere, insanların sosyal medya üzerinden ifade ettikleri düşüncelerini kısıtlamaya gideceklerini söyledi. Bir akıl İngiltere’yi milliyetçi görmek isterken diğer bir akıl İngiltere Avrupa ülkesi değil kendi varlığı olan bir devlettir diyor. Bu sancıları kendi içinde çözemeyen Avrupalı devletler, ki bana kalırsa İngiltere Avrupa devletidir. Kendisini ne kadar da Brexit sonrası Avrupa devleti olarak görmese de Avrupa’da başlayan aşırı milliyetçilik hastalığı İngiltere’ye de bulaşacaktır.

Almanya’ da gerçekleşen eyalet seçimlerinde Thüringen ve Saksonya bölgelerinde seçim sonucu aşırı sağcı olan Almanya için Alternatif Partisinin (AfD) Thüringen’ de 1., Saksonya’ da 2. oldu. Diğer Avrupa devletlerinin de yakından takip ettiği Almanya eyalet seçimlerinde bu sonuçlar Almanya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa aşırı sağcı bir partinin birinci olmasıyla sonuçlandı. Yükselen milliyetçilik Fransa, Almanya ve İngiltere’den ibaret değil tabi ki de. İspanya, İtalya, Hırvatistan, Finlandiya, Macaristan, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerde de yükselen ve seçimi kazanan aşırı sağcılar Avrupa’da milliyetçiliğin gün geçtikçe yükseldiğini göstermekte. Aşırı sağın yükselmesinde göçmen politikaları ve ekonomik sorunlar ana neden olarak görülüyor. Avrupa halkında milliyetçiliği yükseltmek isteyen bazı akıllar halkı galeyana getirmek için bu sorunları yeterli görüyor. Avrupa devletlerinde Parlamento da varlığını gösteremeyen aşırı sağcılar için İngiltere’de yaşanan kitlesel hareketleri bu süreçte diğer Avrupa devletlerinde de görebiliriz.

Batı küresel çapta etkinliğini kaybetmeye başladığını fark edince tekrardan milliyetçilik söylemlerine döndü. Bu bir kuraldır aslında. Her devlet etkinliğinin azaldığını düşündüğü zaman hemen halka milliyetçiliği aşılar ve insanların içindeki milli değerleri ortaya çıkarır. Özellikle bu zamanda Avrupa’nın buna ihtiyacı var. Çünkü doğudan gelen büyük bir Rus tehdidi var. Ukrayna’ yı tampon bölge olarak kullanmak istediler ama Ukrayna savaşın ilk başlarındaki gibi Rus ordusunun karşısında dirayet gösterememekte. Ukrayna’ nın NATO üyesi olmaması sebebiyle Rusya’ ya karşı istediği mücadeleyi de verememekteler. Büyük ihtimalle ikinci tampon bölge olarak Polonya’ yı sahaya sürecekler. Polonya NATO üyesi olduğu için sahada daha rahat hareket edilecek ve olası bir taciz durumunda Rusya’ya karşı müdahaleyi meşrulaştıracaklardır.

Avrupa milliyetçiliği, siyasal birliğini sağladıktan sonra istenilen milliyetçi Avrupa projesi gerçekleşmiş olacak ve doğu bloğuna karşı komutanı ABD olan milliyetçi bir Avrupa ordusunu sahada görmemiz çokta uzak olmayacaktır.


1 yorum: